Sıra Dışı Düşünceler, Bruce Lee (Kitap İnceleme)

“Yaz ve kış döngüsü, sonsuz bahar fantezisinden vazgeçtiğimiz anda bir lütuf haline gelir.” Bu cümleyi anlamak için on yıllarca birikime ihtiyaç var tahminimce belki de yüzlerce. Kitabı okuyalı aylar oldu ama hala kafamda dönüp durur bu cümle. Kitabı ya da onlarca kitabı tek cümleyle özetlemek istesem bu cümleyi kullanırdım sanırım. Anlamak ve idrak edebilmek arasında da fark vardır elbet. O kısma geçtiğimi de sanmıyorum üstelik.

Kitap, Bruce Lee’nin hayata dair fikirlerini özetleştirdiği sözlerden oluşuyor. Özellikle de uzak doğu felsefelerinin izdüşümleri. Aslına bakılırsa kendini aramak için ciddi şekilde çabalamış bir adamın hayatın pek çok alanına dair damıttığı fikirler hem de güzel hikayelerle desteklenmiş şekilde. Kitabın neresini anlatacağım diye bocalıyor aslında insan. Pek çok iyi kitaptaki ana fikri tek kitapta toplayabilmek büyük bir yetenek doğrusu. İşini sanata dönüştürebilmenin vücut bulmuş hali olmuş desem abartı olmaz Lee için. Mesela meditasyonla ilgili öğrendiğim pek çok şeyin gerçek meditasyonla alakası olmadığını farkettim. Ayrıca sanatla ilgili bölüme de bayıldım. Bu kadar güzel ve kapsamlı tanımlamaları, yaklaşımları, felsefeyi hiçbir yerde ne okudum ne de gördüm. İyi ki okumuşum, dönüp dönüp okumuşum, okumadan ölünmemesi gerek dediğim bir kitap net olarak. Hem sonraki okumalarınızda kitabın daha da güzelleştiğini fark edebilirsiniz belki.

Beuce’ye göre insan kendini gerçekleştirme konusunda ilerleme kaydetmek istiyorsa eleştirel bakabilme yetisine sahip olmalı. Ama bu yetinin araç olduğunu da unutmamalı. Zira her şeyin fazlası zarar verici etkiye dönüşüyor.

İnsanın amacı, düşünce ne kadar asil olursa olsun düşünce değil eylemdir, diyen Bruce gelişmenin en önemli ayaklarından birinin zıtlıklar olduğunda kararlıydı. Emersonvari; insanın gerçeği ararken dışarıya değil, içeriye bakmasını salık veriyordu.

Özgürleşmek için kabul etmek gerekir ve böylece ‘akış’a uyum sağlarız diyor. (Mihaly Csizkszentmihalyi de akış kavramını işlemişti Akış adlı ünlü eserinde.)

Kitaptaki sanatın işlendiği bölüme de ayrı bir hayran kaldım. Zira bugüne kadar sanat hakkında gördüğüm en iyi değerlendirmeler var kitapta. Sanatçının yaratıcı, özgür ve önyargısız olması, sanatın ise özgürleşme amacını taşıması mesela. Dışarıdaki dünyayı içsel bir görü yansıtmak ya da. Sanat ruhsal bir anlayıştır demiş Bruce. Ruhsal bir arayıştır deseydi de yine doğru olurdu kanımca. En mükemmeli de ‘sanatsız sanat’ dediği kısım. Ruhun sanatı. Farklı sanatlar, farklı yöntemler olsa bile aslında aynı özü ifade edebildikleri oranda gerçek sanata yaklaşırlar.

Batı felsefeleri bilgiyle dolarak hakikate ulaşmaya çalışırken Doğu felsefeleri bilgiyi boşaltarak hakikate ulaşmaya çalışıyor, diye bir söz kalmış aklımda. Gerçekten de bu kitapta da bunu farkediyorsunuz. Olana müdahale etmemek, önyargısız olmak, zamansız ve mekansızlaşmak, hedeflerden kurtulmak… Özetle sanırım Kur’anca, Emersonca, Göethece ve pek çok kayda değer kaynakça gibi şunu söylüyor: Kendini bil, özüne dön, kendinde ara.

Kitapta bazı kavramların derin kavrayış gerektirdiğini de eklemeliyim. Zira birkaç noktayı -özellikle de doğu felsefelerindeki terimlerle ilgili birkaç yer- tam olarak zihnime yatıramadım. Mesela bilinçsizce bilinçli olmak, gerçeğin yolsuz bir yol olması. Bilgi, duyuş, eylem eksikliğinden kaynakalanan bir durum sanırım.

Bu; kitap, yazar, yazı, veri ve bilgi çöplüğünde bin ömürlük bir hayatım olsaydı ve sadece böyle bir eser ortaya koyabilseydim eğer ihya olmama yeterdi net olarak. Tam içinde kaybolmalık ve yeniden kendini bulmalık döngüsünde bir kitap.

(Haşim Sönmez)

Soruların Gücü Kitap İnceleme

Marilee G. Adams tarafından yazılmış kitap; “Sorularını değiştir, hayatın değişsin” mottosunu ön planda tutuyor. Kitap birkaç paragrafla özetlenebilecek harikulade bakış açısı sunuyor okurlara. Fakat bu güzel fikirler bir kurgunun içinde sunulmuş. Kitapta verilmek istenen harikulade fikirlere göre kurgunun oldukça zayıf kaldığını söyleyebilirim. Ama genel itibariyle oldukça beğendim. İşin aslına bakılırsa kitaptan yeni bir şey öğrendim diyemeyeceğim -hali hazırda zaten uyguladığım şeyler-, sadece bende var olan bazı şeyler belirginleşti. Ama yine de iyi ki okumuşum dediğim bir kitap. Sizlere de net olarak okumanızı öneririm ve pişman olmayacağınızı da temin ederim.

Kitap içerik olarak olaylara yaklaşım tarzlarınızı konu ediniyor. Seçim mi yapıyorsunuz yoksa tepki mi gösteriyorsunuz şeklinde özetlenebilecek bakış açıları. Olaylara tepkisel yaklaşan bir yöneticinin, bir araştırmacı koçun yardımıyla doğru soruları sormak suretiyle, seçimlerle ilgili farkındalık geliştirmesi bir kurgu yardımıyla verilmeye çalışılmış. Kurgu olarak çok daha iyi olabilirdi ama kitabın potansiyeli düşünülünce çok da göze batmıyor kurgunun zayıflığı. Sorularla düşünme; düşünce, eylem ve sonuçları, kendinize ve başkalarına sorduğumuz ustaca sorularla değiştirmeye yarayan bir araçlar sistemidir.

Kitabı okurken seçim mi yoksa tepki mi gösterdiğimiz kısımda Bruce Lee’nin şu sözü aklıma geldi: “Unutma dostum, asıl mesele ne olduğu değil, buna nasıl tepki gösterdiğindir. Bir sorunla nasıl başa çıkacağını zihinsel tavrın belirler; bunu bir basamak olarak mı yoksa bir engel olarak mı göreceksin.” Yani kitabın da deyimiyle; “Başımıza gelecekleri her zaman seçemesek de, başımıza gelenlerle ne yapacağımızı seçebiliriz.

Yine kitapta, özel ilişkilerimizde yaşanan olumsuzluklar esnasında büyük resmi görmeye davet kısmı oldukça etkiliydi. Kitaptaki oldukça güzel kısımlardan biri de olaylara tepkisel yaklaşmanın yarattığı maliyetlerdi. Stefan M. R. Covey’in Güven adlı kitabında da benzer bir anafikir vardı. Son olarak da F-S-M-S yöntemi. (Durumu farketmek, sakinleşmek, öğrenmeye çalışmak, seçim yapmak)

Genel itibariyle oldukça beğendiğim kitap yaşamınızdaki durumları ya da ‘battığınız yerden çıkmayı’* sorular vasıtasıyla değerlendirerek; kimseyi suçlamadan, daha mutlu, kazan kazan ortamı yaratmayı sağlama yöntemlerini anlatıyor.

* Mesleğim itibariyle de pek çok kez karşılaştığım ve benim şartlanma körlüğü dediğim ya da öğrenilmiş çaresizlik olarak da nitelendirilebilecek benzeri bir durum aklıma geldi bu bölümü okurken. Bazı öğrenci ve bireylerde maalesef gözlemlediğim durumlar için, bu çalışmayı uygulama değerlendirmeye değer. Aslında her şey var ve hazır. Sadece çukurdan çıkabilmek önemli. Robert Green’in Ustalık adlı kitabında da benzer bir pasaj vardı. Ustalık becerisi 7 felansa eğer bunun 5-6’sı insanların büyük çoğunluğunda var. Önemli olan o eksik 1 ya da 2 davranışı tamamlayabilmekti. Bunlardan bahsederken çalışmalarında %95 üzeri başarı gösteren işini sanata dönüştürdüğünü düşündüğüm bir öğretmen tanıdığımdan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Ona nasıl bu kadar başarılısın, yöntemin, felsefen ne diye sorduğumda bana şu cevabı vermişti: Yaptığım bir şey yok. Benim çalışmalarım onları en fazla %5 civarı etkiler. Asıl yaptığım şey içlerindeki potansiyeli ortaya çıkarmak demişti. Biraz gayretle pek çok insanın başarabileceği ortalama bir seçim sistemi vardı. Ve sonrasında içlerindeki potansiyeli açığa çıkarmaya çalışıyordu.

(Haşim Sönmez)

Canlı Yazılar Tekniği

Şartlar değişir, şartlar değişirken araçları da değiştirmek gerek. Birine mükemmel faydalar sağlayan sana sağlayamayabilir. Bu bağlamda yöntemi kişselleştirebilmek önemlidir. Bu da kendini tanımakla mümkün olacaktır. Yaklaşımların, yöntemlerin, tutumların. Hatta ders çalışmanız bile. Bazıları saatlerce çalışır. Bazıları birkaç saat. Bazıları yazarak, bazıları dinleyerek ya da izleyerek. Farklı programlarla çalışma yöntemleri. Kimi detaylı bir program hazırlar ve uyar. Kimi belli zamanlarda sadece bir disipline ya da bir şeye odaklanır. Kimileri ise ürün ya da proje bazlı çalışır. Ama sonuç itibarıyla kendini tanıyıp, özelliklerini keşfettikçe olumlu ve olumsuz taraflarını gördükçe onları geliştirmeye odaklanmak gerek. Ve bu sayede size başarıyı getirecek yöntemleri seçmeniz daha kolay olacaktır. Belki ustalaşacak, belki yeni seziler kazanacaksınız. Sezgi sadece basit bir içsel dürtü değildir. Arka planında yılların birikimi vardır. Örtük bilgidir. Açıklaması zordur. Ama ustalıkla yan yanadır. Yani demek istediğim ustalaşmak için kendine şans vermek gerek. Deneme yapmak. Kendi davranışlarını puanlamak. Eksikse üstüne koymak. Elbette mükemmelicilik değil maksat. Olmamalı da. Ama yolda olmak gerek. Denemek. Denemek. Uygulamak. Ama ustalığa giden o çetin yolda kararlılıkla yürüyebilmek. Zaman gerisini adınıza tamalayacaktır.

Yıllarca yazarlıkla ilgili kitaplar okudum. Dersler anlattım. Geldiğim nokta şu aslında. Herkes farklıdır. Kendini tanıdıkça kendi yöntemini geliştirirsin. Mesela ben de kendimce yeni bir yazma yöntemi geliştirdim. Ve adına da ‘Canlı Yazılar Tekniği’ dedim. İçeriği ise şöyle: Günümüz teknoloji çağı. Ve bu tekniği kullanabileceğiniz bir çok uygulama mevcut. Aklına gelen fikri başlık belirleyerek kayıtlama. Zamanla o hususla ilgili araştırılarını ve yeni verileri, notları ekleme. Gerektiğinde üzerinde çalışarak düzeltmeler yapma. Bazı kayıtlarınız içerik olarak birbirine yaklaşabilecektir. Onları birleştirebilirsiniz mesela. Yazı olabilecek seviyeye gelince de yazılaştırma ve belki yayınlama. Hatta yayınladıktan sonra bile kontrol edip gerekiyorsa düzenleme. Örneğin benim telefonumdaki uygulamada 20’ye yakın olgunlaşmayı bekleyen yazı var şu an. Yazma ilgisi olan arkadaşlarıma kesinlikle önerebilirim bu yöntemi. Yazmayı sevenlere. Hem rahatlar hem de daha iyi öğrenirsiniz. Zira yazmak da iyi bir rahatlama ve öğrenme yöntemidir. Nasıl yazarım diye düşünmeyin. Sadece yazın.

(Haşim Sönmez)

Kelimeler Değil Ruhlar Kifayetsiz!

Dilimin bağını çöz, Ey Rabbim! diye dua eden bir peygamberi kekeme sanan bir toplumdan, ‘sözcüklerime ruh ver’ diye dua eden şeklinde anlayan bir topluma ulaşmak!..

Kimse beni dinlemiyor, ve kimselere anlatamıyorum bir türlü derdimi. Zamane gençlik iyice yoldan çıkmış. Hiçbir şey anlamıyorlar. Gayretsizler de üstelik. Evet onlar suçlu ve söyledikleriniz yanlış da değil üstelik. Ama eksik. En az onlar kadar da siz suçlusunuz. Neden? Zira sizin de ruhunuz yitik. Ruh yitik olunca da cümle işiniz, davranışlarınız, söylemleriniz ferasetsiz. Örneklikten yoksun. Aslında mükemmel cümleler kuruyorsunuz. Dilinizden dualar düşmüyor. Zikriniz her daim. Ne kadar da günümüz dünyasına benziyor. En iyi şartlara sahibiz pek çok anlamda ama her şeyden yoksunuz. Bir yapmacıklık var bu işte. Bir fersizlik. Yanlış nerde peki? Ruhumuz yitik. O yitince de samimiyetimiz, davranışımız, anlamımız yitik. Karşıdakinin aklına duyurabiliyorsun ama ruhuna değmiyor işte. Söz ruha değmeyince de elde var sıfır.

Ne demişti Yüce Allah: Toplumlar kendi iç dünyalarını düzeltmedikçe Allah onları düzeltmez. Önce iç dünyanızı, evinizi, ruhunuzu düzeltin. Sonra bakın neler olacak! Akıl bedene hükmeder, ruh ise akla…

(Haşim Sönmez)

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın