Neredeyse son bir yıldır kafamda evirip çevirdiğim ama toplamda 20 yılı aşkın bir süredir kafamı meşgul eden bir konu: Faiz nedir?
Sözlüksel ve literatür tanımlarına göre faiz; paranın zaman değeri, istediğimiz bir şeyi yapmaktan vazgeçme maliyeti, enflasyon tazminatı, sermaye riski bedeli, tasarrufların kullanıma sunulmasının teşviki gibi anlamlara gelir.
Batı merkezli doğal enflasyon oranı gerçekten doğal değil sistematik bir zorunluluktur. Sistemin ilerlemesi başka türlü mümkün değildir. Sonuçta kurgudur ve hakikat değildir.
Faiz oranı ödünç verilen paranın performansıyla yani o parayı faizi alanın nasıl kullandığıyla ve nerden getiri sağladığıyla belirlenmesi gerekir. Temiz bir ticarette zarar ederse o oranda zarar, kâr ederse o oranda kâr yansıtmalıdır. Aksi taktirde sorunlu bir yapı mevcuttur. Yani riskin karşılığı , riskin sonucundan bağımsız olarak değil bilakis ona göre belirlenmelidir.
“Onlar alışveriş (ticaret) de faiz gibidir” dediler. Oysa Allah alışverişi (ticaret) helal, faizi haram kılmıştır. (Bakara/275)
Bence Kur’an’ın faiz ve ticaret ikilisini aynı yerde ve benzerlik vurgusuyla kullanması boşuna değil.
Her şeyin adil ve şeffaf olduğu bir piyasa ortamında Allah’ın yasak ettiği faiz bu değildir. Bu bağlamda faiz bir araçtır. Ve araçların cezalandırılması söz konusu olamaz. Allah tutumları, yaklaşımları, niyetleri ve amaçları ve doğurduğu sonuçları muhatap alacaktır. Yani insanı.
Ticarette ise maksat halka hizmet odaklı olmak, haksız kazanç sağlamamak, karşı tarafı haksızlığa uğratmamak, borçluya zulmetmemektir. Değer yaratmak ve değişimi sağlamaktır. Riski vardır. Malın bozulma, değer kaybetme, satılamama, zarar etme riski vardır. Ticarette emek ve çaba vardır. Malı tedarik etmek, taşımak, depolamak, pazarlamak, gibi emek ve çaba süreçlerini kapsar. Ticaret üretkendir. Mal ve hizmetin dolaşımını sağlar, piyasayı canlandırır, istihdam yaratır. İşte bunun tersini yapan şey Kur’ani çerçevedeki faizdir. Piyasayı kısırlaştırır ve kilitler. Zamanla piyasa ölümü kaçınılmaz hale gelir.
Faiz; gelir adaletsizliğinin yaratıldığı, haksız ve emeksiz kazanç, kandıran ticaret, değer transferi ve sömürü aracı, emekçinin hakkının verilmediği, finansal bir rant sağlama aracında dönüştüğü, borç sarmalı yaratan, tahakküm aracı olarak kullanılan, serbest ve adil piyasa işleyişini bozan hatta kilitleyen yaklaşım ve tutumlar toplamıdır.
Eğer ticareti tüm getiriyi kucağında toplayacak şekilde ayarlayıp oyunu kuruyorsan, haksız yoldan, emek sarf etmeden, alın teri dökmeden kazanıyorsan, haksız rekabet ortamı ve tekel yaratıyorsan ya da buna göz yumuyor, destekliyorsan bu da faizdir ve haramdır. Hz. Muhammed şu sözü bu minvalde daha bir anlam kazanmaktafır: Faiz yiyen, yediren, kalemle yazan, ve şahitliğini yapan kişiye lanet etti.
Söyle örneklendirebiliriz sanırım: Mesela bir il düşünün. Hazır su şirketleri belediyelerle anlaşsın ya da belediye içme suyunun kalitesini sağlama sorumluluğunu yerine getirmesin. Doğal su kaynaklarının bakımı yapmasın. Böyle bir durumda insanlar ne yapmak zorunda kalır? Hazır su kullanımına ya da su filtreleme yöntemlerine yönelir. Bu durumda sorumluluğun gereken özeni gösterilmemiş, kaynakların adil kullanımın önüne geçilmiş, israfa sebep olmak gibi nedenlerle bozuk bir düzenin yaratılmasını beslenmiş olacaktır.
Bir diğer örnek olarak: Ülkedeki araba şirketleri ya da sigara şirketleri gizli anlaşmalar yoluyla arzı düşürsün ve suni bir kıtlık yaratsın. Bunun sonucunda oluşan yapay taleple fiyatları rahatlıkla yukarı çeksin. Ya da gerçekten geçici olarak oluşan bir durumda yetkin olmayan ve sorgulama yeteneğinden yoksun tüketici bunu ciddiye alarak alım kuyruğu oluştursun. Sonuç ne olurdu yine? Bozulan bir piyasa. Çeşitli nedenlerle oluşan geçici bozulmaları kastetmiyorum. Bu bozulmaları lehine kullanarak insanları kıskaca alan bir düzen yaratanlardan bahsediyorum.
Yine bir başka örnek olarak, mesela bankalar: Gücünü kullanarak istediklerine uygun oranda krediler sağlasın. Ya da büyük şirketler lehlerine yasaları meclislerden geçirtebilsin. İşte faiz budur. Ahlaksız ticaret anlayışın getirisi. Piyasayı kendi lehine büken bir ticaret ve sömürü düzeni yaratma güdüsü. Banka faizi meselesine dönersem eğer sorgulayacağım şey banka faizinden ziyade bankanın dürüstlük sicili ve kazanç alanları olurdu. Bu örneklerde faiz sadece bir araçtır. Asıl sorun piyasadaki gücün adaletsiz kullanımı. Piyasanın asıl işleyişini bozan bir kanser oluşu. Örneklerimi Kur’ani kullanımdan dolayı ticaret ağırlıklı verdim ama bence bu örnekler üretim ve hizmet sektörlerine da rahatlıkla genişletilebilir. Zira o sektörlerde de ticaretten daha az olmayan gayrı ahlaki yaklaşımları hemen hiç zorlanmadan bulabilirsiniz.
Ey iman edenler! (Sakın) Faizi yemeyin, kat kat arttırılmış olarak (sürekli artan borç yükü altında insanları sömüren düzeni terk edin!) Ve Allah’tan korkun (da faizci sistemden vazgeçin); umulur ki felaha ve refaha erersiniz. (Ali İmran/130)
Allah faizi siler. (Bakara/276) Malın ve servetin bereketini giderir. Bereket olanın yetmesi, azap da bir şey(ler)in yokluğu anlamlarına da gelir. Varlık içinde kısır bir yokluğa duçar oluşunuza ne demeli ki? Düşünceler, kalpler kısır olunca gökyüzü de toprak da kısır olur. Lütfen bu bağlantıyı bir an önce anlayalım. Ruhlar kısır olunca ondan sadır olan şeyler de kısır oluyor.
Enflasyon mu sonuç yoksa faiz mi ya da hangisi gerçek neden? Bunlar kurulması gereken temel argümanlar değil. Asıl neden güvensizliktir. Toplumsal güven bunalımıdır. Maliyetleri yükselten, doğrudan ve dolaylı olarak enflasyonu ve ardında da faizi yaratan en önemli etkende budur. Yoksa siz hala her anlamdaki toplumsal krizlerin, toplumsal anlamda ahlaksızlığın pik yaptığı dönemlerde olduğunu idrak edemediniz mi? Enflasyon güven krizlerinin bir sonucu ve gelir adaletinin sağlanamadığı bozuk piyasalarda servet transferinin bir aracıdır. Sınırsız yaratılabilen bir şeyin değeri olmaz. Sınırsız basılabilen bir şey para olamaz. Zira güven vermez.
Bağımsız kurumların olduğu, güvenin sağlandığı, şeffaflık ve adaletin yaratıldığı, gücün kapıkulu karar alıcılarının olmadığı, işin ehline verildiği, ucuz kamu kaynaklarıyla ve büyük desteklemelerle hop dedik x sektöründe boy veren ehilsiz kişilerin olmadığı, bedavadan kamu kaynaklarının hiç edilmediği, spekülatif ve manipülatif kararlarla kazancı lehlerine bükenlerin olmadığı, faizin bir ekonomi aracı olduğu, servetin nasıl dağıtılacağına dair politik ve felsefi bir tercih olmadığı piyasalarda güven oluşabilir ancak.
Kur’an’ın bu ayrımı yapmasındaki hikmet adil bir ekonomi modeli sunmasıdır. Aslında her türlü manipülatif sömürü mekanizmalarını yasaklayan, ticaret kisvesi altında adil ve şeffaf, rekabetçi bir piyasa yapısını bozma refleksinin tehlikesini göstermektir. Bir şeyi -ne olursa- saklayan, tekel haline dönüştüren şeyler de bu bağlamda bozuk ticari reflekslere uygundur.
Tartıştıklarımız bağlamında özetlersek:
Helal ticaret: Açık rekabete dayalı, arz ve talebin serbestçe işlediği, riskin ve emeğin olduğu, adil bir değişim sistemidir.
Haram faiz ise: Piyasaların kasıtlı olarak çarpıtıldığı, tekelleştiren, arzı kısıtlayarak yapay kıtlıklar üreten, kuralları kendi lehine manipüle eden, bağımlılık üzerinden rant elde eden ahlaksız bir sistemdir.
Faiz benden sonra tufancılıktır. Kendi kazancı için kamu kaynaklarını rahatlıkla çarçur etmek, israf etmektir. İsraf sadece maddi şeylerin heba edilmesi değil, aynı zamanda emeğin, zamanın, kaynakların, hayallerin, umutların, potansiyellerin heba edilmesidir. Ve tıpkı faiz gibi o da haramdır.
Konfüçyüs’ün güzel bir sözü vardı pek çok bağlama rahatlıkla uyabilen: Güç bilgelikle dengelenmezse eğer zulüm üretir. O dem faiz bilgelikle dengelenmemiş gücün yarattığı, zulüm üreten her türlü düzenin yaratılması, teşvik edilmesi, desteklenmesi, açık ve zımni olarak göz yumulması, zulmün tekelleştirilmesidir. Bu minvalde faiz zulmün kurumsallaşmış, sistemleştirilmiş, finansal bir rant aracına dönüştürülmüş halidir.
Faizle mücadele sadece faiz araçlarını önermekle veya teknik olarak onu ‘kar payı’na dönüştürmekle olmaz. Asıl mücadele insanın karanlık dehlizlerinden köklenmiş olan hırslarından beslenen potansiyeli bilgelikle dengeleyebilecek bir sistemi inşa etmekle olur.
Son söz olarak biz ne dersek diyelim insanlar elbette ki ihtiyaç duydukları sistemleri yaratıyorlar. Bozuk mayadan, sağlam süt olmayacağı gibi bozuk insandan da sağlam bir sistem çıkmayacaktır.
(Haşim Sönmez)