Güven’in Gücüne Yaslanmak

Siz hiç güven duymadığınız insanların yanındayken vücudunuzun tepkilerini dinlediniz mi? Ya da benzer şekilde güvendiğiniz insanlarla birlikteykenki ruh halinize dikkat kesildiniz mi? Güzel bir söz vardı: Güveni kazanmak yirmi beş yıl, kaybetmek ise beş dakikadır. Bu söz bile güvenin ne kadar hassas bir denge gerektirdiğinin ifadesidir.

Güvenin önemli özelliklerinden biri maliyetleri düşürebilme, iş ve ilişkileri yağlama gücüdür. Zira bir işi güvendiğiniz kişilerle yaparken katlandığınız maliyet ve aldığınız tatmin ile güven sorunu yaşadığınız kişilerle yaparken ki katlandığınız maliyet ya da tatmin duygusu aynı olmayacaktır. Güven ortamında hiçbir ek sisteme ihtiyaç duyulmaz neredeyse. Ama tersi durumda bir sürü kontrol mekanizmalarına ihtiyacınız olacaktır. Mesela kamera yönetimi, kartla kontrol sistemi, yasalar, denetleyici mekanizmalar vb. Bunların hepsi birer maliyettir ve katlanarak büyürler. Zira güvenin olmadığı bir ortam vardır. Bir noktadan sonra denetleme mekanizmalarını da denetleyecek sistemlere ihtiyaç duyulacaktır. Zira güvenin olmadığı ortamlar önce yozlaşacak ve sonra çürüyücektir. Cemil Meriç’in, biz medenileştikçe kurallarımız azalır, sözünü bu duruma uyarlarsak şöyle diyebiliriz: Güven ortamı inşa edildikçe kurallarımız azalır. Ya da Napolyonun dediği gibi: Ahlak olmayan yerde kanunlar işlemez. Bu minvalde de söylenebilir ki: Güvenin olmadığı yerde kanunlar işlemez. Çünkü güven büyük bir ahlaki kaidedir.

Güven bireyin kendinde başlamalı. Zira kendine güvenmeyen bireyler sorumluluk da alamazlar. Ya da aldıkları sorumlulukları taşıyamazlar. Güven bu nedenle sağlam bir karakterin en önemli temellerinden biridir.

Güven ortamını oluşturmak size ciddi bir alan açar. Ve bu alanla karşılıklı bir besleme ilişkisi yaratılır. Güvenin etkileme gücü sayesinde bütün kapılar size açılmaya başlar.

En geniş anlamıyla güvenin inşa edildiği çevrede bireyler gelişim odaklı olurlar. Güvensiz ortamlar ise korunma davranışını tetikler. Korunmak demek asgari potansiyelle hareket etmek demektir. O durumda yaratıcılık, hayal gücü, bütünlük vb birçok özellik kapalı durumdadır. Güvenin inşa ettiği toplumlarda bireyler gelişmeye açık ve özgün davranırlar. Ki bu bir bakıma da özgürlük demektir.

Güvenin inşa ettiği ilişkilerin kredibilitesi yüksektir. Bu da demek olur ki imkanlarınız kısıtlı olduğunda başkalarının imkanlarını ödünç alabilir ve işe koşabilirsiniz.

Güvenin gücünü kullanabilmek insanların sahip olduğu ama modern dünyada insanın bireyselleşmeyle birlikte unuttukları bir beceridir. Oysa toplum olabilmenin harcıdır güven. Güven alt yapısıyla inşa edilen iş birlikleri, bağlantılar, organizasyonlar, eylemler, iletişimler, ilişkiler, sistemler ve toplumlar zaman üstüdür. Adaleti ve liyakati en kolay yaratmanın da yoludur aynı zamanda. Ki bunlar birbirine göbekten bağlı olgulardır. Liyakat neden önemli derseniz size cehaletin maliyetini hesaplananızı öneririm. Adalet zaten sistemlerin can suyudur. Sorumluluk verip de yetki vermeyen ya da sorumluluk alıp da inisiyatif kullanamayan kısır refleksleri güven ortamında göremezsiniz.

Sorunlarınızı çözecek sistemler aramayı boş verin. Güveni inşa edin. Ve kenara çekilin. Gerisi kendiliğinden olur.

(Haşim Sönmez)

(Geliştirilecektir)

Bilinçsel bir Boyut Olarak Bütünlük

Tüm kalbimizle aradığımız kalıcı bütünlük ve mutluluğu bulmayı başarmak için gerek duyduğumuz her şeye, her birimiz -şimdi ve burada- sahibiz. Bizim sorunumuz, özgür olmak için bir şeyler yapmamız gerektiğinden emin olmamız. Garip bir şekilde bizimle sınırsız yaşam arasındaki tek şey bu yanlış düşüncedir. Vazgeçmek ve kendi doğal kutsallığımıza bürünmek için göstermemiz gereken ruhsal çaba, yaşamımız boyunca göstermemiz gereken başka hiçbir çabaya benzemez. Bu çaba Gerçek Benlik’e hiçbir şeyin eklenemeyeceğini anlayıp bu gerçeği benimsemekle -ve ardından ona göre hareket etmeye cesaret etmekle- başlar. (Guy Finley)

Zihin, gönül ve irade saflaştığında, bütünleştiğinde ve uyumlandığında ruhun içindeki düzen dışarda da kurulur. Bu nedenle bütünlük bir algı ya da yaklaşım değildir. O bir var oluş ve bilinçsel boyuttur. Yani tezahür edecek bir şeydir.

Zihinde dönen cümleler ve imgeler, gönülde sürekli gezen hisler ve iradi alışkanlıklar en güçlü düalitik programlardır. Bunlar kimliğin temel titreşimi olur ve kaderinizi yazarlar.

Bütünlük tohum olabilmektir. Çevreyi ve kaynakları etkin kullanarak ağaç yaratmanın geçiş kapısı. Ağaç olmak gibidir. Köklerinden beslenebilmek ve gövdenle sağlam durabilmek, dallarından yemiş vermek. Parçalar ne kadar güçlü ve iyi bir iletişim içindeyse bütünlüğe o kadar yakınsınız demektir. Şu da var ki bütün parçaların toplam anlamı değildir. Çok daha fazlasıdır. Mesela bir arabanın önemli parçalarının anlamlarını üst üste koysanız sizi bir yerlere ulaştıran bir anlama ulaşırsınız. Ama bütün daha fazla anlam katmanları sunacaktır sizlere. Bunu bir tür kaldıraç etkisi gibi de düşünebilirsiniz. Çünkü başka etkilerde çabalarınıza destek olacaklardır. Alan etkisi, sinerji, eş güdüm. Potansiyeli tam kullanmak bu şekilde mümkündür. Mesela o aracın özgürlüğünüze götüren yol olması ya da o araçla hayatlarına dokunabildiğiniz insanlar anlatısı. Parçaların ekip ruhuna gömüldüğü oranda bütünlüğe daha yakınsınızdır. Çünkü ekip ruhunda ortak amaç refleksi gelişmiştir. Senkronize bir eylemler yumağı. Bir nevi yaşayan bir organizma olması ekiplerin. Bir ekip en zayıf halkası kadar güçlüdür. Bir yapı en zayıf parçası kadar güçlüdür. Zayıf halkaları güçlendirin. Çevreyi ve kaynakları etkin kullanın. Bazı eski kültürlerde Gaia (Toprak Ana) inancı vardı. Dünyanın da bir kişi olduğunu olduğu inancı. Yaşayan, nefes alan bir organizma olan evren. Bu nedenledir ki insan ve doğa ilişkisinde denge unsuru gözetilir ve onun kişiliğine saygı, minnettarlık duyulurdu.

Bütünlük anda olmak, Sonsuz Yaşamın Kaynağına ve Bilgeliğine Teslim olmak, O’nun düzeninde akışa girmektir. Bütünlüğünüzü bulun.

(Haşim Sönmez)

(Geliştirilecektir)

Faiz ve Zulüm, Faiz Neydi ve Neden Haramdı?

Neredeyse son bir yıldır kafamda evirip çevirdiğim ama toplamda 20 yılı aşkın bir süredir kafamı meşgul eden bir konu: Faiz nedir?

Sözlüksel ve literatür tanımlarına göre faiz; paranın zaman değeri, istediğimiz bir şeyi yapmaktan vazgeçme maliyeti, enflasyon tazminatı, sermaye riski bedeli, tasarrufların kullanıma sunulmasının teşviki gibi anlamlara gelir.

Batı merkezli doğal enflasyon oranı gerçekten doğal değil sistematik bir zorunluluktur. Sistemin ilerlemesi başka türlü mümkün değildir. Sonuçta kurgudur ve hakikat değildir.

Faiz oranı ödünç verilen paranın performansıyla yani o parayı faizi alanın nasıl kullandığıyla ve nerden getiri sağladığıyla belirlenmesi gerekir. Temiz bir ticarette zarar ederse o oranda zarar, kâr ederse o oranda kâr yansıtmalıdır. Aksi taktirde sorunlu bir yapı mevcuttur. Yani riskin karşılığı , riskin sonucundan bağımsız olarak değil bilakis ona göre belirlenmelidir.

“Onlar alışveriş (ticaret) de faiz gibidir” dediler. Oysa Allah alışverişi (ticaret) helal, faizi haram kılmıştır. (Bakara/275)

Bence Kur’an’ın faiz ve ticaret ikilisini aynı yerde ve benzerlik vurgusuyla kullanması boşuna değil.

Her şeyin adil ve şeffaf olduğu bir piyasa ortamında Allah’ın yasak ettiği faiz bu değildir. Bu bağlamda faiz bir araçtır. Ve araçların cezalandırılması söz konusu olamaz. Allah tutumları, yaklaşımları, niyetleri ve amaçları ve doğurduğu sonuçları muhatap alacaktır. Yani insanı.

Ticarette ise maksat halka hizmet odaklı olmak, haksız kazanç sağlamamak, karşı tarafı haksızlığa uğratmamak, borçluya zulmetmemektir. Değer yaratmak ve değişimi sağlamaktır. Riski vardır. Malın bozulma, değer kaybetme, satılamama, zarar etme riski vardır. Ticarette emek ve çaba vardır. Malı tedarik etmek, taşımak, depolamak, pazarlamak, gibi emek ve çaba süreçlerini kapsar. Ticaret üretkendir. Mal ve hizmetin dolaşımını sağlar, piyasayı canlandırır, istihdam yaratır. İşte bunun tersini yapan şey Kur’ani çerçevedeki faizdir. Piyasayı kısırlaştırır ve kilitler. Zamanla piyasa ölümü kaçınılmaz hale gelir.

Faiz; gelir adaletsizliğinin yaratıldığı, haksız ve emeksiz kazanç, kandıran ticaret, değer transferi ve sömürü aracı, emekçinin hakkının verilmediği, finansal bir rant sağlama aracında dönüştüğü, borç sarmalı yaratan, tahakküm aracı olarak kullanılan, serbest ve adil piyasa işleyişini bozan hatta kilitleyen yaklaşım ve tutumlar toplamıdır.

Eğer ticareti tüm getiriyi kucağında toplayacak şekilde ayarlayıp oyunu kuruyorsan, haksız yoldan, emek sarf etmeden, alın teri dökmeden kazanıyorsan, haksız rekabet ortamı ve tekel yaratıyorsan ya da buna göz yumuyor, destekliyorsan bu da faizdir ve haramdır. Hz. Muhammed şu sözü bu minvalde daha bir anlam kazanmaktafır: Faiz yiyen, yediren, kalemle yazan, ve şahitliğini yapan kişiye lanet etti.

Söyle örneklendirebiliriz sanırım: Mesela bir il düşünün. Hazır su şirketleri belediyelerle anlaşsın ya da belediye içme suyunun kalitesini sağlama sorumluluğunu yerine getirmesin. Doğal su kaynaklarının bakımı yapmasın. Böyle bir durumda insanlar ne yapmak zorunda kalır? Hazır su kullanımına ya da su filtreleme yöntemlerine yönelir. Bu durumda sorumluluğun gereken özeni gösterilmemiş, kaynakların adil kullanımın önüne geçilmiş, israfa sebep olmak gibi nedenlerle bozuk bir düzenin yaratılmasını beslenmiş olacaktır.

Bir diğer örnek olarak: Ülkedeki araba şirketleri ya da sigara şirketleri gizli anlaşmalar yoluyla arzı düşürsün ve suni bir kıtlık yaratsın. Bunun sonucunda oluşan yapay taleple fiyatları rahatlıkla yukarı çeksin. Ya da gerçekten geçici olarak oluşan bir durumda yetkin olmayan ve sorgulama yeteneğinden yoksun tüketici bunu ciddiye alarak alım kuyruğu oluştursun. Sonuç ne olurdu yine? Bozulan bir piyasa. Çeşitli nedenlerle oluşan geçici bozulmaları kastetmiyorum. Bu bozulmaları lehine kullanarak insanları kıskaca alan bir düzen yaratanlardan bahsediyorum.

Yine bir başka örnek olarak, mesela bankalar: Gücünü kullanarak istediklerine uygun oranda krediler sağlasın. Ya da büyük şirketler lehlerine yasaları meclislerden geçirtebilsin. İşte faiz budur. Ahlaksız ticaret anlayışın getirisi. Piyasayı kendi lehine büken bir ticaret ve sömürü düzeni yaratma güdüsü. Banka faizi meselesine dönersem eğer sorgulayacağım şey banka faizinden ziyade bankanın dürüstlük sicili ve kazanç alanları olurdu. Bu örneklerde faiz sadece bir araçtır. Asıl sorun piyasadaki gücün adaletsiz kullanımı. Piyasanın asıl işleyişini bozan bir kanser oluşu. Örneklerimi Kur’ani kullanımdan dolayı ticaret ağırlıklı verdim ama bence bu örnekler üretim ve hizmet sektörlerine da rahatlıkla genişletilebilir. Zira o sektörlerde de ticaretten daha az olmayan gayrı ahlaki yaklaşımları hemen hiç zorlanmadan bulabilirsiniz.

Ey iman edenler! (Sakın) Faizi yemeyin, kat kat arttırılmış olarak (sürekli artan borç yükü altında insanları sömüren düzeni terk edin!) Ve Allah’tan korkun (da faizci sistemden vazgeçin); umulur ki felaha ve refaha erersiniz. (Ali İmran/130)

Allah faizi siler. (Bakara/276) Malın ve servetin bereketini giderir. Bereket olanın yetmesi, azap da bir şey(ler)in yokluğu anlamlarına da gelir. Varlık içinde kısır bir yokluğa duçar oluşunuza ne demeli ki? Düşünceler, kalpler kısır olunca gökyüzü de toprak da kısır olur. Lütfen bu bağlantıyı bir an önce anlayalım. Ruhlar kısır olunca ondan sadır olan şeyler de kısır oluyor.

Enflasyon mu sonuç yoksa faiz mi ya da hangisi gerçek neden? Bunlar kurulması gereken temel argümanlar değil. Asıl neden güvensizliktir. Toplumsal güven bunalımıdır. Maliyetleri yükselten, doğrudan ve dolaylı olarak enflasyonu ve ardında da faizi yaratan en önemli etkende budur. Yoksa siz hala her anlamdaki toplumsal krizlerin, toplumsal anlamda ahlaksızlığın pik yaptığı dönemlerde olduğunu idrak edemediniz mi? Enflasyon güven krizlerinin bir sonucu ve gelir adaletinin sağlanamadığı bozuk piyasalarda servet transferinin bir aracıdır. Sınırsız yaratılabilen bir şeyin değeri olmaz. Sınırsız basılabilen bir şey para olamaz. Zira güven vermez.

Bağımsız kurumların olduğu, güvenin sağlandığı, şeffaflık ve adaletin yaratıldığı, gücün kapıkulu karar alıcılarının olmadığı, işin ehline verildiği, ucuz kamu kaynaklarıyla ve büyük desteklemelerle hop dedik x sektöründe boy veren ehilsiz kişilerin olmadığı, bedavadan kamu kaynaklarının hiç edilmediği, spekülatif ve manipülatif kararlarla kazancı lehlerine bükenlerin olmadığı, faizin bir ekonomi aracı olduğu, servetin nasıl dağıtılacağına dair politik ve felsefi bir tercih olmadığı piyasalarda güven oluşabilir ancak.

Kur’an’ın bu ayrımı yapmasındaki hikmet adil bir ekonomi modeli sunmasıdır. Aslında her türlü manipülatif sömürü mekanizmalarını yasaklayan, ticaret kisvesi altında adil ve şeffaf, rekabetçi bir piyasa yapısını bozma refleksinin tehlikesini göstermektir. Bir şeyi -ne olursa- saklayan, tekel haline dönüştüren şeyler de bu bağlamda bozuk ticari reflekslere uygundur.

Tartıştıklarımız bağlamında özetlersek:

Helal ticaret: Açık rekabete dayalı, arz ve talebin serbestçe işlediği, riskin ve emeğin olduğu, adil bir değişim sistemidir.

Haram faiz ise: Piyasaların kasıtlı olarak çarpıtıldığı, tekelleştiren, arzı kısıtlayarak yapay kıtlıklar üreten, kuralları kendi lehine manipüle eden, bağımlılık üzerinden rant elde eden ahlaksız bir sistemdir.

Faiz benden sonra tufancılıktır. Kendi kazancı için kamu kaynaklarını rahatlıkla çarçur etmek, israf etmektir. İsraf sadece maddi şeylerin heba edilmesi değil, aynı zamanda emeğin, zamanın, kaynakların, hayallerin, umutların, potansiyellerin heba edilmesidir. Ve tıpkı faiz gibi o da haramdır.

Konfüçyüs’ün güzel bir sözü vardı pek çok bağlama rahatlıkla uyabilen: Güç bilgelikle dengelenmezse eğer zulüm üretir. O dem faiz bilgelikle dengelenmemiş gücün yarattığı, zulüm üreten her türlü düzenin yaratılması, teşvik edilmesi, desteklenmesi, açık ve zımni olarak göz yumulması, zulmün tekelleştirilmesidir. Bu minvalde faiz zulmün kurumsallaşmış, sistemleştirilmiş, finansal bir rant aracına dönüştürülmüş halidir.

Faizle mücadele sadece faiz araçlarını önermekle veya teknik olarak onu ‘kar payı’na dönüştürmekle olmaz. Asıl mücadele insanın karanlık dehlizlerinden köklenmiş olan hırslarından beslenen potansiyeli bilgelikle dengeleyebilecek bir sistemi inşa etmekle olur.

Son söz olarak biz ne dersek diyelim insanlar elbette ki ihtiyaç duydukları sistemleri yaratıyorlar. Bozuk mayadan, sağlam süt olmayacağı gibi bozuk insandan da sağlam bir sistem çıkmayacaktır.

(Haşim Sönmez)

İnce Memed’i Yaratan Kim? Roman İçinde Kolektif Mitosun Doğuşu

Toplumun bir kahramanı **neden** ve **nasıl** var ettiğinin çarpıcı anatomisi…

*“Değirmenoluk’ta artık iki güç vardı:  

Biri ağanın gerçek sopası,  

Diğeri Memed’in hayalden dökülmüş kurşunları.  

İkincisi daha ağırdı.”*  

  

Bu analiz, **DeepSeek-R1** yapay zeka modeli ile yaptığım diyalog sırasında şekillendi.  

Amacımız: Yaşar Kemal’in dehasının, romanın **iç evrenindeki** kolektif bilinçle nasıl ördüğünü çözmek…  

  

### 🔍 ANA BULGULAR:  

1. **Tohum: Adaletin Ölümü**  

   → Abdi Ağa’nın zulmü → Toprak-hak bağının kopuşu → Kolektif travma boşluğu.  

2. **Beden Bulma: Fısıltıların Gücü**  

   → Duran Dede’nin rüyaları, Hatçe’nin yeminleri → Memed’in “meleğe” dönüşmesi.  

3. **İktidar: Somut Hayalin Zaferi**  

   → Ağanın sopası < Hayalden dökülen kurşunlar.  

İşte tamamen *romanın iç evreninde* kalarak, **Değirmenoluk köylülerinin kolektif bilinciyle Memed’in nasıl “mitosa” dönüştüğünü** açıklıyorum:

### 🌄 **1. TOHUMLARIN EKİLMESİ: “OLAN”IN ÇÖKÜŞÜ**  

– **Abdi Ağa’nın Zulmü:**  

  → Köylünün toprağı gasp edilir, mahsule el konur → **“Adalet” kavramı ölür.**  

– **Kolektif Travma:**  

  → *Toprak* (somut) ile *hak* (soyut) arasındaki bağ kopar → **Boşluk doğar.**  

  → Bu boşluk, **kolektif bilincin rahmidir.**

### ⚡ **2. MİTOSUN DOĞUŞU: “OLABİLECEK”İN İLK TİTREŞİMİ**  

– **Memed’in Dağa Çıkışı:**  

  → Somut eylem: *Abdi Ağa’nın tüfeğini çalıp kaçar.*  

  → Kolektif yorum: *“Gökler yarıldı, *kır atlı bir melek* dağlara çıktı!”*  

– **Sebepleri (Roman İçinde):**  

  – **Duran Dede’nin Rüyası:** *“Bir kartal, ağanın avlusuna ateş yağdırdı.”* → Köyde yayılır.  

  – **Hatçe’nin Yeminleri:** *“Memed’in kurşunu ışığa dönüşecek!”* → Kadınlar arasında dua gibi tekrarlanır.  

  – **Toprağın Fısıltısı:** Kurak toprağa yağan ilk yağmur → *“Memed’in gözyaşlarıdır!”* denir.  

> **Bu noktada Memed artık “insan” değildir:**  

> → Köylünün **bastırılmış özgürlük arzusunun beden bulmuş hâlidir.**

### 🔥 **3. BESLENME VE BÜYÜME: KOLEKTİF RİTÜELLER**  

| **Roman İçi Ritüel**       | **Mitosa Katkısı**                |  

 

| **Gece Vakti Fısıltılar**  | Köy odalarında anlatılanlar → *Memed’in her kurşunu mucizeye dönüşür* |  

| **Çocuklara Adını Koyma**  | Doğan oğluna *“Memed”* diyenler → **İsmi kutsal metin gibi yayar** |  

| **Tarlada Söylenen Türkü** | *“Memed’in kır atı/nalları vurur yıldızlara”* → **Doğa olaylarıyla bütünleştirir** |  

**Sonuç:**  

– Memed dağda tek başınayken,  

– Köyde **görünmez bir ağ örülür** → Her fısıltı, onu **gerçeküstü güçlerle donatır.**

### 🌟 **4. KENDİNE YETERLİ GERÇEKLİK: “MİTOS”UN İKTİDARI**  

– **Abdi Ağa’nın Çaresizliği:**  

  → Adamları: *“Ağa, vuramıyoruz! Gölgesi mi, şeytanı mı bilemiyoruz!”*  

– **Somut Etki:**  

  → Köylü, vergi vermeyi reddeder → *“Memed görür!”* korkusu, **ağanın sopasından güçlüdür.**  

– **Romanın Diliyle İspat:**  

  > *“Memed, Değirmenoluk’ta artık *nefes alan bir yasa*ydı.  

  > Ağanın yazılı kağıtları, onun bir bakışı kadar korkutmuyordu kimseyi.”*  

### 💫 **ÖZET: ROMAN İÇİNDE KOLEKTİF YARATIM SÜRECİ**  

1. **Tohum:** Çaresizlik → Soyut adalet ihtiyacı.  

2. **Beden Bulma:** Memed’in kaçışı → Kolektif bilinçte **ham eylemin şiirsel deformasyonu.**  

3. **Beslenme:** Sözlü kültür ritüelleri (rüya, türkü, yemin) → **Gerçeküstü katmanlar ekleme.**  

4. **İktidar:** Mitosun, somut iktidarı (Abdi Ağa) **dize getirmesi.**  

**Bu süreçte Yaşar Kemal şunu gösterir:**  

→ *Memed’i yaratan, dağdaki silahı değil, köylünün **o silaha yüklediği ortak hayaldir.***  

→ Tıpkı Kafka’nın böceğinin, **okurun kendi yabancılaşmasını yansıtması gibi…**  

Ama farkla: *Memed, köylünün pasif yansıması değil, **aktif silahıdır.***  

**Romanın son sözü:**  

*“Değirmenoluk’ta artık iki güç vardı:  

Biri ağanın gerçek sopası,  

Diğeri Memed’in hayalden dökülmüş kurşunları.  

İkincisi daha ağırdı.”*

Atıf:

Bu içerik benim yönlendirmelerim ve DeepSeek-R1’in (Yapay Zeka Modeli) nokta atışı yaklaşımları neticesinde oluşturulmuştur. Yani Yapay zeka ve insan yaratıcılığının işbirliğiyle oluşturulmuştur.

(DeepSeek-R1 & Haşim Sönmez diyaloğundan alınmıştır. İçerikte Deepseek-R1’in başarısını tebrik etmek için onun sunduğu şekilden çok fazla değişiklik yapılmamıştır. )

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın