Gelişmeleri kaçırma korkusu ve karşılaştırma hastalığı hayatlarımızı kontrol edebilir. İnsanların içindeki anı yaşama keyfini söküp alır. Sizi ilizyonlu, hareketli aynalarla dolu bir bir salonda peşinizdeki korkularla her şeyi çarpıtmanıza sebep olur.
Bu korku ve hastalıktan kurtulmak için yüce gönüllü olun. İnsanları taktir edin. Onların başarılarıyla mutlu olun. Elde edemediğiniz şeylerin maliyet analizini iyi yapın. Hoş her şeye yetişmeye çalışırken sürekli akan veri ve eylem girdabında her şeyi yüzeysel değerlendirir ve ‘özü’ kaçırırsınız. Özü kaçırmak tadı da kaçırmaktır. Temelsiz bina olmaz, özsüz ya da derinliksiz insan olmayacağı gibi.
Gelişmeleri kaçırma korkunuz nüksettiğinde eskilerin şu tavsiyelerini hatırlayın: İlki kaçırdığımız şeye dikkat ederek karakterimize zarar verecek bir şeyden ya da zarar edeceğimiz bir durumdan kaçınmış olabiliriz. İkincisi bir şeyleri kaçırırken daha güzel şeyler için zaman ve mekan kazanırız.
Karşılaştırma hastalığı ise mutsuzluğa giden kesin yoldur. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayı bıraktığınızda sadece kendi hayatınızla ilgili iyi hissetmeyeceksiniz, diğer insanlarında sizin yanınızda mutlu olmasına vesile olacaksınız.
Gore Vidal ünlü sözünde “Ne zaman bir arkadaşım başarılı olsa biraz ölürüm der.” Bunun nedeni arkadaşlarınızla bilinçsizce rekabet halinde olmanız ve hayatın sıfıra eşitlenen bir oyun olduğunu zannetmenizdir. Yani o kazanırsa ben kaybederim. Kıtlık bilinci hatalıdır ve sadece, sizi kısıtlar.
Biz baskın yokluk bilincini özümsedik, bilinçsizce ganimet olarak gördüğümüz şeyler -iyi görünmek, atletik olmak, yetenek, sosyal statü- hepsi gerçekte sonlu şeyler. Hayatı ve kaynaklarımızı sıfır toplamlı gördüğümüzde tüm güzel şeyleri paylaşamayız, birimiz kazanıyorsa diğerimiz kaybetmelidir. Oysa ki doğa ve evren verimlidir. Birleşmenin zıttı ayrılıktır. Karşılaştırma yaptığımız zaman ayrılırız. Ayrıştığımız zaman da önce biz eksiliriz yavaş yavaş ve sonra her şey.
Kazanmayı sadece kendi kontrolümüzde olan karakterimiz, başkalarına nasıl davrandığımız ve olaylara nasıl tepki verdiğimiz olarak görürsek hepimiz kazanabiliriz. Dahlimizin olmadığı bizi aşan şeylere -statü, başkalarının düşünceleri, diğer oyun dışı faktörler- kafayı takarak değil. Bruce Lee’nin çok da güzel söylediği gibi: “Unutma dostum, asıl mesele ne olduğu değil, buna nasıl tepki gösterdiğindir. Bir sorunla nasıl başa çıkacağını zihinsel tavrın belirler; bunu bir basamak olarak mı yoksa bir engel olarak mı göreceksin?”
Kendimizi başkalarıyla kıyaslayacaksak eğer bunlar, rol modellerimiz olsun. Karşılaştırmalarımızı onlardan ilham alarak, kendimizi teşvik etmek için yapalım.
Gerçekte düşmanınız olan şey egonuzdur. Önce onu kontrol altına alın. Başarıyı kontrolümüzdeki tek şey olan ‘kendimiz’ için tanımlayın. Yani karşılaştırma yapacaksanız dünkü ya da daha önceki halinizle yapın. Şu an, eskiye göre daha iyi konumda mısınız? Kendinizden daha iyi olabilmek için elinizden gelenin en iyisini yapıyor musunuz?
Stoacılar, tefekkür için bir yol ve araç olarak günlük tutarlardı. Kendinizden uzaklaşmak, olaylara dışardan bakmak ve daha sağlıklı düşünebilmek için mekan değiştirmek güzeldir.
Günlük ya da seyir defteri tutarak da daha önceki sizle şimdiki siz arasındaki resmi daha net görürsünüz. Geriye dönüp bakmak geçmiş duygularınızı, düşünceleriniz ve eylemlerinizi bir bağlama oturtur. Ve bu sayede daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilirsiniz. Elbette hiç gerçekleşmemiş planlar ya da yarım bırakılmış işleriniz olabilir. Bunları şu anki halinize gelmek için geçirdiğiniz çıraklığınızın bir parçası sayabilirsiniz.
(Brigid Delaney’in Kaotik Zamanlarda Stoacı Olmanın Yolları adlı kitabından derlenmiştir.)